Kayıtlar

kaçış

Resim
Eğer gözlerimi çok sıkı kapatırsam, çok daha hızlı hareket edebileceğime kendimi inandırmaya çalıştığım bir anın içindeydim. Uzaydaydım, her zamanki gibi. Andromeda Galaksisinin adsız bir sistemindeydim. Kaçıyordum. Vatex Koalisyonunun beni bulamayacağı kadar uzağa gitmekle meşguldüm. Gemileri benimkinden iyiydi, yakıt depoları daha büyüktü ve iticileri daha güçlüydü. Evet, kaçıyordum, daha doğrusu kaçmak zorundaydım çünkü bilirsiniz, ikamet ettiğiniz gezegende klanlar arası bir savaş varsa, o klanlardan bir tanesi kazanıyorsa ve siz de kaybeden klana silah satıyorsanız sizi ararlardı. Ve sizi ararlarsa, kaçardınız. Bunu normal karşılamak gerekmez miydi?
“Serena, hayatım…Bana geçici yerleşim en için en ideal gezegeni bulur musun? Sana 5 dakika müddet. Dünya zamanıyla.”
“Bir bebek gibi saklanmak için bir yer bulur noolur mu demek istiyorsun?”
“Aynen öyle diyorum. Bul bakalım”
“İşlemi tamamladım ama adet olsun diye işlem yapılıyor gibisinden bir mesaj vereyim mi? Daha dijital durur. Y…

forma umudu

Resim
18 yaşına kadar hayatımdaki tek eğlence çok yakın bir aile dostumuzun oğullarıyla takılmaktı. Evlerine günaşırı misafirliğe gittiğimizde artık klişe bir şekilde beni sote bir yere çekip "Miraç bu gece bizde kalman lazım, büyük bir parti vereceğiz, ortalığı dağıtacağız. Sabaha kadar parti yapacağız" yemini atarlardı. Ben de her seferinde bunun gazına gelir, anneme yalvararak kalma izni alırdım.

Peki kaldıktan sonra nasıl bir parti mi verirdik?

Parti vermezdik. Çoğunlukla ikiye üçe kadar sohbet muhabbet; lakırdı yapar ve apartmanlarının hemen yanındaki marketten veresiye kola alır ve geberene kadar içerdik. Sonra da bana acayip bir eşofman verirlerdi ve uyurduk. Bazen şanslıysak dışarıdan pizza söylerdik ve sabah kadar Fenerbahçe muhabbeti yapardık. Üstelik o yıllarda acayip hayalciydik, kulübün finsanal durumu da iyiydi. Forvete şu tez ile Henry yazdığımızı dahi hatırlıyorum: "Abi adam İngiltere'nin soğuğunda mutsuz. Türkiye sıcak memleket. Para da var. EEE?"

P…

küçük şeylerin içindeki daha küçük şeyler.

İlk aşkım, ya da belki ilk hoşlantım Fethiye'ye tatile gelmiş bir ingiliz kızdı. 12 yaşında falandım. Aynı otelde kalıyorduk. Sürekli o kızı görmek istiyordum ama gördüğümde ne yapacağımı bilmiyordum. Bu duruma verilen ismin "kaos" olduğunu çok sonra öğrenecektim.

insanın en iyi arkadaşı kendisidir.

Resim
insanın en iyi arkadaşı kendisidir. çok büyük bir cümle değil, di mi? Farkındayım. Evrende bugüne kadar kurulmuş ve biz öldükten sonra kurulmaya devam edecek milyonlarca MUHTEŞEM cümlenin arasında kaybolmuş basit bir özne-yüklem ilişkisi.

Ama daha iyisini kurmayı beceremiyorum. Ve biliyor musunuz? Bu bence iyi bir cümle. Çünkü cümleler kişiseldir. İnsanların cümleleri kişiseldir. Kendilerine özgüdür. Kendileri için güzeldir, kendileri için anlamlıdır. En kıytırığı bile beyindeki o debdebeli karışıklıktan çıkıp dışarıya salınıyorsa...değerlidir.  Yalan olsun, bazen olur. Değerlidir. Basit bir istek olsun, "İki çay çek çaycı" gibi...Değerlidir. Küçük bir isyan olsun. "Yaptığınız işin amına koyarım ha!?" gibi...Değerlidir. Samimi bir itiraf olsun. "Seni ne kadar sevdiğimi bilsen, umrunda bile olmazdı. Olsun." gibi...değerlidir.

Cümleler bizim açmazlarımız ve açıcılarımızdır. Bazısı herşeyi öldürür ama ilerleme sağlatır. Lavaboya dökülen toz açıcılar veya ci…

16

Küçükken korktuğun şeyler, büyüdüğünde tek sığınağın haline dönüşebiliyorlar. Karanlık gibi. Tüm ışıkları kapat, tüm ışık sızacak yerleri kapatmaya çalış: perdeler, kapılar, modemin ışığı, telefonun uyarıları vs. Kapüşonlu pijamanı giy. Kapüşonunu ört, yatağa gir, yorganın altına gir ve yorganın içine girebilecek parlaklığı örtmeye çalış. Gözlerini kapat. Tek duyabildiğin kendi iç sesin, tek hissedebildiğin alnından akan terler ve alabildiğin sıcacık nefesinin getirdiği kirli oksijen olsun.



15

hani yaz ayı biter, hani oyunlar, saklambaçlar, sabaha kadar balkon sohbetleri, günün ilk ışıklarına tanık olma yalnızlıkları biter, deniz kokuları, karpuz kokuları ve rüzgar kokuları azalır, günler geçer, alacakaranlıklar uzar, geceler soğur ve camlar kapatılır ve biz öyle uzun, öyle acılı anlarız ya yazı arkada bıraktığımızı...

"yine yazı bekleriz" şarkısı böyle bir psikolojide yazılmış olmalı.

Bir gazete, bir yoksulluk, bir ölüm.

Ölümle yaşam arasındaki çizgi çok ince, bunun farkındayım. Elini bir kere çırp, o kadar. Bir kere burnunu sümkür, o kadar. Hapşır, o kadar. Işığı aç, o kadar. Ölümün gelişi ve bitişi arasındaki vaktin bakiyesi hepi topu bu kadarcık işte. Arkasından bıraktığı boşluk büyük, kabul. Çok büyük olduğu için zamanla küçüldüğünü öğreniyorsun zaten. Buna hayatın devamı diyorlar. Unutursan yaşarsın.
İlkokul 1’deyken sıra arkadaşım Orhan diye bir çocuktu. Duvar kenarında, en arkanın 3 sıra önünde yan yana otururduk. Gözlüğünün markası Valentino’ydu, böyle şeyleri unutmamak gibi huylarım var. Dayımı saymazsam hayatımda canlısını gördüğüm kızıl saçlı ilk insandı. Çünkü diğer kızıllar hep televizyonda yaşıyordu. Garip bir oğlandı. Çok konuşurdu. Beslenme dersinde yöresel takılırdı: bişi, kavurma, çörek falan. Ellerini cebine sokma hastasıydı. Bahçede ayakla ezilmiş teneke topu bile elleri cebinde oynardı.
Orhan arkadaşımın ellerini cepten 7/24 çıkartmaması yanında bir özelliği daha vardı. PKK’lıyd…