Kayıtlar

Mart, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

14

Henüz nasırlaşmamış, sadece nasırlanmaya yüz tutmuş parmaklarımı kokladım. Pamuksu ve sıcacık kokuyorlardı. Biraz da tuhaf. Sonra, o parmaklarımla 3 günlük sert sakallarımı kaşıdım. Bazen kafamda bazı şeyleri büyütürüm. Mecazsız. Bildiğiniz, kitabi anlamıyla büyütürüm. Mesela bezen suratımı büyütüp kocaman yapıyorum. Ama Güliver’in seyahatlerindeki devler ülkesi büyüklüğünde… Sonra da artık yüce ağaçlara dönmüş sakallarım arasında gezdiğimi düşünüyorum. Kim bilir? Belki de gerçekten öyledir. Biz, gerçekten büyük bir devin suratında yaşayan canlılarızdır. Sakallar ormanlar, burun sıra dağlar falandır mesela. Gözler de büyük göller. Olamaz mı?
Olamazsa bile olmasını istemez miyiz?
Bir insanın suratında yaşamak. İyi fikir. Üstelik öyle olduğu takdirde yalnızlığını, “dünyanın” suratsızlığına bağlayabilirsin.

Kamp-üsistan

13-14 yaşlarındayız, liseye başlamadan hemen önceki yaz mevsimindeyiz yani. Beni ve en yakın arkadaşım Can’ı, İzmir Çeşme’deki bir gençlik kampına gönderiyorlar. Daha doğrusu minör torpilin ilk örneğiyle, aslında öğretmen vs bürokrat çocukları için ayarlanan kampa, alakam olmamasına rağmen ben de katılıyorum. Kampın yeri Çeşme’nin biraz tepesinde ama denize sıfır. Mavi bayraklı plajı var, Shawsankvari dar ama temiz odaları var. O odaların içinde de bir sürü oğlan ve kız var. Herkesin ve her şeyin tarz olduğu bir ortamın içindeyim. Fen liseleri, Anadolu Liseleri, Kolejler havalarda uçuşuyor. Herkes zeki, herkes güzel. Herkes havalı. Ya daha doğrusu değiller de işte benim için; henüz neyin gerçekten iyi neyin gerçekten kötü ayrımını yapamayacak toyluktaki bir pre-ergen bir oğlancık için öyleler. Kendimi daha ilk günden bok gibi hissediyorum. Üstelik o yaşlarda bok bile diyemiyorum annem kızıyor. Kaka veya büyük abdest diyebiliyorum en fazla.
İlk gün, kampa normalden geç katılmak zorund…