Bazı insanlar, bazı insanlara benziyorlar. Mesela ıslık çalamıyorlar. Ayakkabı bağlayamıyorlar. Ayakta işeyemiyorlar. Soğuk odalarda uyumayı seviyorlar. Çoraplarının lastikleri bileklerini sıktığından, çoraplarını aşağıya düşürüyorlar.
Yalnızlık bir yankıdır. Bunu sırf muhabbet açılsın diye bindiği taksicilere yalanlar uyduran insanlara sorabilirsiniz. Veya arkadaşlarının yaşadığı olayları kendisininmiş gibi, kendi yaşadıklarını da arkadaşları yaşamış gibi anlatan kafası karışıklara.
Yalnızlık hakkında çok şey düşündüm, düşündüm, düşündüm ve düşündüm. Sonunda da aslında bu işi çözmüş insanların, bunu hiç düşünmediğini fark ettim ve içimi naneli sakız yutmuş gibi bir ferahlık kapladı.
İnsanlar beni neden sevmiyor diye endişendim, endişelendim, endişelendim ve endişelendim. Bir ara endişem iyice patladı ve korkuya dönüştü. Sonra, fark ettim ki, sevilen insanlar sevilmeyi/sevilmemeyi umursamıyor. İçimi, buz gibi bir otobüs durağında bekliyorken köşeyi dönen ilk otobüsün senin otobüsün olduğunu fark etmenin tarifsiz mutluluğu kapladı.
Herkes beni terk ediyor diye kendimi suçladım, suçladım, suçladım, suçladım, suçladım ve suçladım. Öylesine çok suçladım ki, Allah’ın bu işleri bu şekilde yönetmediğini bildiğim halde yaptıklarımı hak ettiğimi falan düşündüm. Sonra, nasılını nedenini bilmesem de şunu fark ettim: insanlar birbirlerini terk etmez, zaman terk eder. Hayatın bir konjektürü var oğlum.
Nihayetinde de neden hiç kimse bana aşık olmuyor diye sorguladım, sorguladım, sorguladım, sorguladım ve sorguladım. Öylesine çok sorguladım, öylesine çok başım ağrıdı ve öylesine çok ağrı kesici aldım ki, nihayetinde beynim patladı. Beynim patlayınca da, kalan parçalarla şunu anladım: Bu işler anlamakla olmuyor ki.
Çözüm bu muydu? Farkındalıklarını ne kadar azaltırsan, sana tadını çıkartacağın büyük bir alan kalır. Hayır. Çözüm, aslında çözümsüzlükten ibaret. Düşünmemek ve kendini hiç anlayamadığın bir akışa bırakma cesaretini göstermekle alakalı. Hiçbir şeyi umursamama puştluğu veya “başıma ne gelirse gelsin; çekerim” varoşluğu değil. “Ay, hayatta mutlu olacak ne kadar da küçücük ayrıntılar var. Mutluluk bir martının kanadı, bir mimoza çiçeğinin kokusu ve küçük bir kız çocuğunun tokasıdır” tarzı şiirsel küçük burjuvacılık da değil.
Ne olduğunu bilmiyorum. Ama bunlar değil, en azından onu biliyorum. Ayrıca, ikinci sınıf metaforlarla açıklanabilecek bir şey de değil. Onu da biliyorum.
Annem ve babam son derece karizmatik insanlardır. Hani şu hiç paniklemeyen, her zaman en iyi planları yapan ve diğer insanların da onların çizdiği planlara uyarken hiç itiraz etmediği ve sosyal zekalarının herkes tarafından kanıksandığı karakterlerden. Mesele fark etmeksizin, her şeyi tek telefonla çözen müthiş sosyal mühendislik zekalarından.
Ben pek öyle değilim, daha doğrusu değildim. Paniklerdim, sıçıcamgalibaya.com sitesinin en faal üyesiydim. Sonra, baktım ki ikisi de olası başarısızlık senaryolarını önemsemiyorlar. Umurlarında değil. Fatih Terim gibi “What can i do, sometimes?” diyorlar. Uyudukları zaman ertesi güne sıfırlanmış kalkıyorlar. Ben de öyle yapmaya karar verdim.
Ve çok şey değişti.
Yalnızlık bir yankıdır. Bunu sırf muhabbet açılsın diye bindiği taksicilere yalanlar uyduran insanlara sorabilirsiniz. Veya arkadaşlarının yaşadığı olayları kendisininmiş gibi, kendi yaşadıklarını da arkadaşları yaşamış gibi anlatan kafası karışıklara.
Yalnızlık hakkında çok şey düşündüm, düşündüm, düşündüm ve düşündüm. Sonunda da aslında bu işi çözmüş insanların, bunu hiç düşünmediğini fark ettim ve içimi naneli sakız yutmuş gibi bir ferahlık kapladı.
İnsanlar beni neden sevmiyor diye endişendim, endişelendim, endişelendim ve endişelendim. Bir ara endişem iyice patladı ve korkuya dönüştü. Sonra, fark ettim ki, sevilen insanlar sevilmeyi/sevilmemeyi umursamıyor. İçimi, buz gibi bir otobüs durağında bekliyorken köşeyi dönen ilk otobüsün senin otobüsün olduğunu fark etmenin tarifsiz mutluluğu kapladı.
Herkes beni terk ediyor diye kendimi suçladım, suçladım, suçladım, suçladım, suçladım ve suçladım. Öylesine çok suçladım ki, Allah’ın bu işleri bu şekilde yönetmediğini bildiğim halde yaptıklarımı hak ettiğimi falan düşündüm. Sonra, nasılını nedenini bilmesem de şunu fark ettim: insanlar birbirlerini terk etmez, zaman terk eder. Hayatın bir konjektürü var oğlum.
Nihayetinde de neden hiç kimse bana aşık olmuyor diye sorguladım, sorguladım, sorguladım, sorguladım ve sorguladım. Öylesine çok sorguladım, öylesine çok başım ağrıdı ve öylesine çok ağrı kesici aldım ki, nihayetinde beynim patladı. Beynim patlayınca da, kalan parçalarla şunu anladım: Bu işler anlamakla olmuyor ki.
Çözüm bu muydu? Farkındalıklarını ne kadar azaltırsan, sana tadını çıkartacağın büyük bir alan kalır. Hayır. Çözüm, aslında çözümsüzlükten ibaret. Düşünmemek ve kendini hiç anlayamadığın bir akışa bırakma cesaretini göstermekle alakalı. Hiçbir şeyi umursamama puştluğu veya “başıma ne gelirse gelsin; çekerim” varoşluğu değil. “Ay, hayatta mutlu olacak ne kadar da küçücük ayrıntılar var. Mutluluk bir martının kanadı, bir mimoza çiçeğinin kokusu ve küçük bir kız çocuğunun tokasıdır” tarzı şiirsel küçük burjuvacılık da değil.
Ne olduğunu bilmiyorum. Ama bunlar değil, en azından onu biliyorum. Ayrıca, ikinci sınıf metaforlarla açıklanabilecek bir şey de değil. Onu da biliyorum.
Annem ve babam son derece karizmatik insanlardır. Hani şu hiç paniklemeyen, her zaman en iyi planları yapan ve diğer insanların da onların çizdiği planlara uyarken hiç itiraz etmediği ve sosyal zekalarının herkes tarafından kanıksandığı karakterlerden. Mesele fark etmeksizin, her şeyi tek telefonla çözen müthiş sosyal mühendislik zekalarından.
Ben pek öyle değilim, daha doğrusu değildim. Paniklerdim, sıçıcamgalibaya.com sitesinin en faal üyesiydim. Sonra, baktım ki ikisi de olası başarısızlık senaryolarını önemsemiyorlar. Umurlarında değil. Fatih Terim gibi “What can i do, sometimes?” diyorlar. Uyudukları zaman ertesi güne sıfırlanmış kalkıyorlar. Ben de öyle yapmaya karar verdim.
Ve çok şey değişti.

7 Fikir Beyanı:
yazının başlığı what can i do sometimes olsaydı keşke miraç. adam tek sözle açıklamış
asdşlkaşlda. valla açıklamış. ama artık başlık değiştiremem. o yüzden sana şu güzel cevapla veda etmek istiyorum: what can i do sometimes?
miraç durumu, değişimi müthiş yazmışsın. eyvallah...
@kitap gibi kız: teşekkür ediyorum efendim :)
''10 adımda what can i do sometimes insanı olmak'' başlıklı bi yazı olaydı ne kadar güzel olurdu, sonra belki ben de değişebilirdim, belki ama..
@HuysuzKuzu:
Bu yazı için sizi Fatih Hoca'nın yanına alalım efendim :)
benimde içimi bu yazıyı okurken içimi naneli sakız yutmuşum gibi bi ferahlık kapladı hemde en nanelisinden niye bilmem ama öyle işte sebepsiz bir seviniş:)
Sanem
Yorum Gönder