Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Bu blog uyanık kalmak için uyumak zorunda olan bütün canlılara ithaf edilmiştir.

16 Kasım 2011 Çarşamba

Katman-Du



Msn’de en yakın arkadaşıyla yazışıyorken, sohbette sözü geçen yabancı şarkının isminin yazılışından bile emin olamadığı için hemen Google’a bakıp doğrusunu öğrenecek kadar kendine güvensiz birisi olarak, sırtımdaki ağır sorumlulukların altında eziliyorum. Kendime yakın zaman için iki büyük hedef koydum. Bir tanesi, para biriktirerek araba satın almak. İkincisiyse üniversite sınavına tekrar girerek en az ham puan almak ve o ham puandan sonra Dramatik Yazarlık Bölümünün Yetenek Sınavında başarılı olabilmek. Ekmek arası domates-peynir yaparken bile domates miktarıyla beyaz peynir miktarını eşitleyeceğim diye kafayı yediğim düşünülürse, olası bir başarısızlık senaryosunda kendimi nasıl harap edeceğimi hayal etmekten bile korkuyorum.

Meseleyi açmaya araba mevzusunda şu güzel ekstra bilgiyi vermekle başlayalım: ehliyetim yok. Hayatımda hiç araba sürmedim. Sadece iki üç kez kontağı kapalı arabaların direksiyonuna geçip “abüübee…üüübeee…üüübee…abüüübee” dedim. Direksiyon sınavı hakkında tek bildiğim şey arabaya binince arkadaki sınav gözetmenlerine “günaydın” demeyi unutmamaktan ibaret. Hadi ehliyeti aldım diyelim. Almayı planladığım arabanın net modelini bilmiyorum ama böyle 2004-2005 model, maksimum 85.000 KM yapmış mümkünse otomatik vitesli ve dizel bir araba arıyorum. Ödemeyi planladığım para da en fazla 20.000TL. Kredi çekmemi söylüyorlar ama küçüklüğünde evine icra gelmiş ve televizyon-bilgisayar ve buzdolabını kaptırmış bir genç olarak krediye fazla sempatiyle yaklaşmadığımı anlamışsınızdır.

Banka Kredisi çekemediğime göre ve cebimde 20.000TL falan da olmadığına göre, yapabileceğim tek şey “yastık altı” yöntemiyle para biriktirmek. Arabayı yaz ayına kadar gelmeden almayı planladığıma göre de, kenara ayda 2, 2,5 milyardan fazla para atmam gerekiyor. Peki bu nasıl olacak? Birinci yol, tüm maaşımı kenara atıp baba parasıyla geçinme yöntemi ki aslında bu bile yetmiyor ama hadi yetiyor diyelim. Maaşımı kenara atarsam nasıl geçineceğim? İşe nasıl gideceğim?, halihazırda yeni aldığım bilgisayar taksitimi nasıl ödeyeceğim? Babamdan istemem gerekiyor değil mi? Ama bunu yapamam. Zaten ev kirasına katkıda bulunamadığım için kendimi süper iğrenç hissediyorum, bir de bunun üstüne babamdan otobüs parası falan isteyemem. İster prensip meselesi, ister salaklık deyin hayatta herhangi bir insana, herhangi bir şey için ihtiyaç duymamaya, gecenin dört buçuğunda AŞTİ’den kalkan bir İstanbul otobüsünün buğulu fren lambalarına karlı gözlerimle baktığım andan beridir yemin ettim.

Kendi yağımla kavrulmuş bir araba alma fikrimi çevremdekilerle paylaştığımda, sağ olsun babaannem “alacağın zaman 1 milyar da ben vereceğim uşak” diyerek katkıda bulunacağını söyledi. Kendisi dedemden kalan emekli maaşıyla tek başına yaşayan 80 yaşında bir kadıncağızdır. Reklam ve Yapım piyasasında iyi bir yere sahip başka bir akrabam da, bana 2 tane çok sağlam iş ayarladı. İşler sağlam ve geliri de son derece makul. Ancak nasıl diyeyim, hafta sonları da dahil her akşam kafadan en az iki saatimi götürüyor. İşte oradan aldığım parayla, bir de normal şirketteki maaşı ve hali hazırda cebimdeki parayı falan da birleştirince kenara istediğim parayı koymayı başarıyorum.

Tabii tüm bunları yaparken beynim iğrenç şekilde yorulduğu için, çok aksi bir insan oldum. Arkadaşlarımı üzdüm, azarladım, kalplerinin direkt odalarını hedefleyen yaralayıcı sözler söyledim. Kitap okuyamadım. Film izleyemedim. Her şeyi planladığımdan, o öğrencilik zamanlarındaki “saate hiç bakmadan gün geçirme” zevkinden mahrum kaldım. Sürekli plan yaparak, her şeyimi düzenledim. Kahvaltı en fazla 20 dakika. Eğer yapamazsam işe 20 dakika daha geç giderim. Eğer işe 20 dakika daha geç gidersem, herkes gelene kadarki bomboş 1 saatte, akşamki diğer iş için yapmam gereken işi yarılayamam. Eğer o işi yarılayamazsam, akşama Fenerbahçe maçını izleyemem. Fenerbahçe maçını izlersem şayet, işi yetiştiremem. İşi yetiştiremezsem de, her şey aksar araba alamam.

Bu aysa beni köpeğe çeviren düzende bile baya sıçtım. Bir sürü garip aksaklık oldu ve daha da gerçekleşecek gibi. Büyük ihtimalle beceremeyeceğim. Beceremeyeceğimi, araba alacağımızı duyduğu günden beri her gün alışveriş sitelerinden benim için bulduğu araba ilanları bulup mail atan kardeşime nasıl söyleyeceğim mesela? Bu iğrenç fikir, insanları hayal kırıklığına uğratmanın, bana bakarlarken, dudak çizgilerinde oluşturduğum aşağıya doğru inen en küçük titreşim bile içimde sondaj çalışmasına sebep oluyor. Resmen bir karanlık ya. Çukura düşmek gibi. Seni öyle yoruyor ki sürekli kendi kabuğuna çekilmek istiyorsun sanki. Başarısızlık korkusu karakteri değiştiriyor galiba biraz da. Belki de değiştirmiyor.

Tüm bunların dışında apayrı bir uğraşım daha var. O da güya aylar öncesinde başlayacağım ve hafta içleri 5 hafta sonları da 10 sayfa yazmayı amaçladığım romanım. Şu anda birinci sayfanın birinci cümlesindeyim, orayı aşabilseydim hayırlısıyla devamı de gelirdi galiba…Romanı, “BANA BAKIN, BEN YAZABİLİYOM” hevesinden bambaşka sebeplerle yazmak istiyorum/yazıyorum. Yıllar sonra mesela 60 yıl sonra artık ölmeye yakın bir adam olduğumda, açıp okuduğumda neler hissedeceğimi merak ettiğimden yazıyorum. Kalemimdeki o akan şeyin tuvalini, blogla ya da kısa öykülerle değil, kafama göre parçalayacağım perde büyüklüğünde bir alanda denemek istediğimden yazıyorum. Unutmak istemediğim için yazıyorum. Birbirine bakan iki gözün, birbirine bakmak isteyen iki gözün, birbirlerine yapışık iki elin, boşta kalmış bir elin, içinde ne çok şey barındırdığını anlatmak için yazıyorum. İçten gelen güzel duyguların nasıl kötülük hezeyanlarına dönüştüğünü kanıtlamak için yazıyorum. İlk günahlardan sonra çekilen çile yaralarının nasıl kapanmak zorunda kaldığını başkalarının da öğrenmesi için yazıyorum. İhtimallerden yeni ihtimaller yaratmak isterken düşülen komik hallerin insanı ne hale soktuğunu göstermek için yazıyorum. İki kişinin ortaklığı zannettiğin şeyin aslında iki ayrı kişinin köpek dövüşü olduğunu idrak ettiğindeki hayal kırıklığı için yazıyorum. Anne-babaların, ilgi sonarlarımıza girmedikleri zamanlarda, karanlıkta kaldıkları günlerde, televizyon karşısında sessizleştikleri anlarda, masada fazla konuşmadıkları vakitlerde, gecenin bir yarısı sarhoş halde eve geldiklerinde veya öğlen kahvesini sigarayla mutfakta tek başına içerlerkenki yalnızlıklarına ortak olsun diye yazmak istiyorum. Ne ayakta kalmanın, ne de düşmenin hikayesini anlatmak istemiyorum. Diz üstü çökerek, ne zaman kafanın kesileceğini bile bilmemenin hikayesini anlatmak istiyorum. Çirkin bir dünyada, çirkinleşmek isteyen temizler konuşsun istiyorum.


5 Fikir Beyanı:

Hayat_Erkegi dedi ki...

bende elimde olmadan hep ağlak şeyler yazıyorum. acaba bende mi dramatik yazarlık şeysine girsem ne yapsam?

Hiç kimse dedi ki...

@Hayat_Erkegi

yani...tabii girebilirsiniz ama dramatik yazarlık aslında biraz daha "teorik" bir olay. İşte karakter nasıl yaratılır, karakter çözümlemesi, kurgu vs gibi şeyler öğretiliyor.

HuysuzKuzu dedi ki...

sen yaz ben de zevkle okuyayım istiyorum..

Hiç kimse dedi ki...

@HuysuzKuzu:

Teşekkür ediyorum. İnşallah diyeyim, ne diyeceğimi bilemedim çünkü :)

kitap gibi kız dedi ki...

yine düşüncelere daldırdın beni...