Bu blog da, ben büyüyene kadar pek çok kereler değişen hayali arkadaşlarım da hep birbirlerine benziyorlar. İkisi de “istenildiği zamanlarda” ortaya çıkıyorlar. İstenmediği zamanlardaysa ortadan kayboluyorlar. Arayıp sormadığın zaman şikayet etmiyorlar, belki biraz içinde sıkıntı yaratıyorlar ama hepsi o. Daha fazlası değil. İkisinde de hep senin bildiğin şeyler konuşuluyor veyahut konuşulmuyor. Sözler geri alınabiliyor ve bu bir cinnete bile değil, bir silme’ye bakıyor. Eskiye bakabilme ihtimalin zaten hep mevcut.
Gerçek dünyada elbetteki insan ilişkileri böyle yürümüyor. İşlerin böyle yürümediğini söyleyen pek çok eski arkadaşım olmuştu, oradan biliyorum. İnsanlar genellikle Office programları gibi, hayatından çıkmadan önce senin bir kopyanı almayı eksik etmiyorlar. "'Bu çocuk' içindeki değişiklikleri kayıt ediyor musunuz?" Her giden bir parça götürüyor senden, sonra sen o parçayı tamir ediyorsun ama en fazla tamir ediyorsun işte. Asla orijinali gibi olamıyor. Beşiktaşlı Nihat’ın geçirdiği ağır diz ameliyatından sonra bir daha asla eski süratini yakalayamaması gibi. Koşuyor mu? Koşuyor. Temel görevini yerine getiriyor. Ama farkını yaratan, İspanya’ya transfer ettiren farkı gebermiş şekilde. Kendi kendinin katili oluyorsun. Ve bu öyle bir mahkeme ki, tahrik altında işledim, çok pişmanım hakim bey diyemiyorsun.
Yalnızlık ilginç bir şey. Netliği yok, kesinliği yok. Ben yalnızım ulan dediğin anda ayak bastığın kocaman bir gezegen değil. Daha çok sürekli girip çıktığın evin en çok kullanılan ama öyle olduğu fark edilmeyen antresine benziyor. Kimse antrede oturup kahve içmez. Kimse, “ay hayatım bu evin antresi çook güzel” demez. Herkes antreden bir an önce gösterişli salonlara, oturma odalarına geçmek ister. Manzara en çok salondan net şekilde görüldüğünde değerlidir. Antrede anca vedalaşırsın. Yalnızlık, 3 oda artı 1 salonlu bir evin antresidir. Ayakkabılarını koyarsın, montunu asarsın, varsa şayet aynaya bakıp ne kadar “şıkır şıkır” olup olmadığını kestirirsin. Evden çıkmaya hazırlanırsın. Yalnızlık sığınacağın bir liman değildir ki, keşke öyle olsa. Daha çok kendinden kaçamadığın, uzaklaşamadığın ve bu acayip gerçeği tekrardan, farklı bir tecrübeyle idrak ettiğin bir yerdir, bir antredir, bir geçiştir, bir araftır. Ortaokulda, Lisede ve üniversitede okuduğun İnkilap Tarihi dersininden fazlası vardır eksiği yoktur. Aslında sonuç hep aynıdır, ama hep farklı şekilde ulaşılır. Bazı insanlar çok şanslı ki, antresiz evlerde oturuyorlar. Ben o evlerde oturamadım. Bazen diyorum iyi ki oturamadım. Bazen demiyorum. Hele ki salonun kapısı kapatılmayıp, rüzgar estiğinde ve üşüdüğünde, üşüdüğün için karnın ağrıdığında ve karnın ağrıdın için tuvalette kustuğunda; hiç demiyorum.
İki kişi karşılıklı bir sohbete başladıklarında aralarında İngilizcesi “attention”, Yunus Emre’den beridir yüksek bir ivmeyle gelişen Türkçe’ye göre “ilgi-alaka” enerjisinden oluşan bir soba borusu kurulur. Dışarıdaki “şeyler” nispeten soyutlanır, iki kişilik minnacık bir oda orkestrası kurulur GİBİ olur. “İletişim derler buna güzelim, aklını başından alır”. Kenan Doğulu “Aşk oyunu buna derler güzelim, aklını başından alır” tonlamasıyla okuyalım. Ve insan 25 yaşında da 45 yaşında da, 179 yaşında da olsa gözün aslında korneadır, retinadır, göz akıdır, iristir, diyaframdır, medial rektus kasıdır bir sürü şeyden meydana gelmiş bir organ olduğunu unutur. Anlamlar yükler.
Bu dünya güzel bir yer. Başka dünyalar da eminim güzeldir, başka yıldız sistemleri de çok güzeldir. Çok eminim ki Vega yıldız sistemindeki Xrt-03 gezegeninde, şu anda kaloriferi yanmayan odasında, kulağında müziksiz bir kulaklıkla oturmuş buna benzer yazılar yazan başka varlıklar da vardır. Dünyada her şeye rağmen güzel şeyler yapan kişiler de olabiliyor. Barış Manço, “Bugün hıyar gibi hissediyorum” diyebildiği Cacık isimli bir şarkıyı yazabiliyor. Öyle zarif rüzgarlı havalar var ki, insan karanlığa düştüğünü hissediyor. Sıcacık şerbetli kabak tatlısı yiyebiliyorsun. Oyun oynayabiliyorsun. Ve canın her seferinde daha az acıyor. Ama bu iyi değil işte, haksızlık gibi geliyor sana.
Söyleyeceklerim bu kadar. Karışıklık için affedin, aklımdan geçeni yazınca böyle oluyor.

0 Fikir Beyanı:
Yorum Gönder