Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Bu blog uyanık kalmak için uyumak zorunda olan bütün canlılara ithaf edilmiştir.

30 Ağustos 2011 Salı

Mutsuzluk Tarlasında Mevsimlik İşçi Olarak Çalışmak.


Bir sürü psikolog bir sürü ilaç var ama hiçbir prospektüste, reçetede ya da tanıda “Hoşlandığı kız tarafından doğum gününe çağırılmamanın tedavisinde çok iyi sonuçlar vermektedir” türü şeyler yazmıyor. Nasıl ki hiç kimse kanserin tedavisi bulundu! yazamayacaksa onkoloji tarihi boyunca, psikoloji bilimi de bunu yazmayacak. Çünkü kapılarımızın dışında, mutsuzlukla ve mutsuzluğun hazmıyla dönen koca bir alem var. Ve de yalnızca insanı eğlendiren kitaplarla, filmlerle veya insanın hüznünü “manalı” hale getirip biçime sokan şarkılardan oluşan kocaman bir ekonomik pastadan ibaret değil bu. Bu bok, aynı zamanda sadece mutsuzluk psikolojisinde ortaya çıkan pek çok duygu üzerine kendi varoluşlarını koyan sayısız insanın da içinde barındığı bir kremalı yaş pastadan ibaret. Mantıklı şekilde düşündüğümüzde boğazımızdan aşağı mavi bir hap sallayıp 2 dakika sonra mutlu hissedebilseydik eğer, şu anda hayatımızda olan pek çok insanla asla tanışamayacağımızı gerçeğini anlıyoruz. Ve bu gerçekten öylesine korkuyoruz ki. Ya da ben korkuyorum. Sizi de davama ortak ettim. Mazur görünüz.

Çünkü ben de öyle birisiyim abi. Çok acınası ama öyle. Benim de gerçeğim bu maalesef. 21 yaşımdan beridir ne “ekmek” yiyorsam sosyal hayatıma dair, “mutsuzluklarınız” sayesinde yiyorum. Hayır sevgilisinden ayrılan kıza “sen daha iyisini hak ediyorsun canım” diyen adamlar gibi değilim. O bambaşka, daha “sonuç” odaklı bir yöntem. Bir iddiası var “Bak sen daha iyisini hak ediyorsun, eh bende de ayıptır söylemesi mantar tabancası gibi alet edevat var. Ben seni daha mutlu ederim” diyor. Yani aslında onun beklediği karşısındaki kişinin, eski boyutundan çıkıp, kendi boyutuna geçmesi. Öyle değil midir? Sevdiğimiz her insan bizim için başka bir gezegen hatta başka bir boyut değil midir? Farklı atmosfer basıncı, farklı bir dönüş hızı, farklı bir yerçekimi oranı ve oksijen miktarı yok mudur? Bilmiyorum. Belki de yoktur ve bunlar sadece yazıyı biraz daha çekici kılmaya dair adice cümlelerdir.

Ancak bendeki durum tamamen kendi boyutumla ilgili değil. O boyutun kapısına gelmesini istediğim insanlar çoğunlukla yarı yolda benim ahşap kapımı bırakıp daha iyi kapılara; turunç kaplı Osmanlı Saray Kapılarına falan gittiler. Boyutumun kapısına gelen bazı insanlara da kapıyı hiç açmadım. Pas tutmuş gibi sanki kapı. Ve o paslı kapıyı açarken çıkacak “ciyak” sesinden ve harcayacağım kuvvetten çok çekiniyorum. Yemiyor işte. Çünkü bir kere açtın mı kapılarını, çok zor kapanıyor, bir sürü gereksiz rüzgar giriyor içeriye. Üşüyorsun. Keşke açmasaydım diyorsun ama iş işten geçmiş oluyor. Bir de kapını açtın mı birisine, gün geliyor o kapıdan çıkabiliyor. İşte o zaman kapının ahşabı çok fena gıcırdıyor be Gepetto Usta. Bu kapı benzetmesinden tüm yazı boyunca Trabzon Ekmeği arası Ayaş domatesi yemeyi planlıyorum.

Bendeki durum daha çok kendi kapılarının içine kapanan kişilerin kapı contalarını yağlamak. Onları dışarı çıkarmaya teşvik etmek. Onları dinlemek. Arada da kimseye söyleyemediklerini ona söylemek. Neden? Senin de anlatmaya ihtiyacın var da ondan. Herksin vardır Betty Blue. Neden onlara anlatıyorsun? Çünkü başka kimse dinlemiyor ki. Neden dinlemiyorlar? Vakit değerli, kimsenin birbirini dinlemeye tahammülü yok. Çok şey söyleniyor çünkü onlara. Hep anlatmak, kendinden başka kimseye değer vermemek bu evrende. Hep dinlemekse; söyleyecek şeyinin olmaması. En azından algılar öyle. Ve algıları değiştirmek, geceleri yatarken hep alıştığın pijamayı değiştirmekten daha meşakkatli.

Uzun zaman dinledikten, anlattırdıktan, anlamaya çalıştıktan sonra, bir yerden sonra çabalama başlar. Tek atışın vardır; tek uygun zamanda tek atış. Bam. Kaçırırsan, geri dönüşü yok. Eminem Baba’nın da dediği gibi “You only get one shot, do not miss your chance to blow/ This opportunity comes once in a lifetime yo” Atışını yaparsın. Önceden ne emek harcadıysan, o emeğin karşında nasıl bir anlam ifade ettiğini çözmeye çalışırsın. Sonra beklersin. Bekleme süresi en korkuncudur. Beklemek zaten genel olarak dünyadaki aniden eser rüzgarla ağzına burnuna giren kül tablasındaki sigara külünden sonraki en iğrenç şeydir, bir de böylesine az olasılıklı bir şeyi beklemek daha da fenadır. Seni sevdiği ya da sevmediği anlaşılamayan birisini anlamak, hareketlerine mana yüklemek öylesine zor ki…Hiçbir formata uymuyor. Fenerbahçe’ye yapılanlar gibi ne öldürüyor ne kaldırıyor. Süründürüyor. Sürününce de dizlerim kanıyor ama benim. Ve dizlerimi çok kanattım ben. Hep izleri kaldı pis pis erkeğe yakışmayacak şekilde.

Neyse. Beklersin…beklersin…beklersin. Sonunda karar verir. “Resmi sonuçlara göre: “Ben…bilmiyorum, kafam çok karışıktı, aniden gelişti her şey. Lütfen kendini üzme, seninle alakası yok”. Hayda…eh ne olmuştur? İyileşmiştir, ne olacak? Zaman bu amına koyayım, her bokun ilacı. İyileşmiştir ve iyileştiği sürede içinde kalan eğlence ihtiyacını dolduracak “hakiki” birisini bulmuştur. Senin için kafasını karışmıştır. Sen muhakkak aranacaksındır, taa ki bundan sonraki yeni mutsuzluğunda. Belki birkaç mesajla, birkaç konuşmayla, belki birkaç öpücükle de kendini avutacaksındır, hep yaptığın gibi. Umut fakirin ekmeği. Avuntu da yalnızın Risotto’su.

İşte son yıllarda sürekli sürekli sürekli sürekli sürekli sürekli sürekli böyle şeyler başıma rast gelince, büyük bir karar aldım. Bu işte karar alınır mı bilmiyorum ama iyileşemeyecek kadar yaralı insanların yaralarını iyileştirmeye adadım kendimi. Onlar insanın halinden anlıyor çünkü. Ve aynı boyutta güzel bir kapı komşunun olması bu dünyadaki en güzel şeylerden bir tanesi.

Vega (ki bence en iyi şarkısıdır), Vakit varken kaç buradan diyor ya, beklenenler olmadan, korkulanlar olmadan diye, bırakın da korkulanlar olsun be hacı. Bırakmayın. Bekleyin.

2 Fikir Beyanı:

Adsız dedi ki...

başlık 'mutsuzluk tarlasında mevsimlik işçi olarak çalışmak' olmalı değil miydi, miraç? benzer kullanım için bakınız: çavdar tarlasında çocuklar

Hiç kimse dedi ki...

Evet. Doğru :). Düzeltilmiştir, teşekkür ederim :)