
- Beş gün önce, belki daha öncesi de olabilir nedense salak bir şekilde tam olarak hatırlayamıyorum; yeni bir semte, yeni bir mahalleye ve doğal olarak yeni bir eve taşındık. Evin yeri merkezde, güzel bir yer. Biraz sağa doğru yürüdüğümde Tunalı’ya , sola doğru yürüdüğümde Ayrancı’ya basit bir yürüme gayreti ve hafif bir koltukaltı teriyle çıkabiliyorum. Evin yapısal durumuysa, çok çok kötü değil. Hatta biraz tadilat falan yaptırdık, hiç fena olmadı. Ankara gibi denizi olmayan bir şehir için olabilecek en iyi tarzlarından birisi olan Anıtkabir eksenli, bol ışıklı bir manzarası var. Geceleri ışıkları kapat, sadece önündeki ışık huzmesine bırak kendini, resmen ruhuna derin bir huşu dolar. İleride balkonda rakı, şarap alemleri yapmak istiyorum ya, hayırlısı.
- Yeni evimizde karşı komşumuz katıksız Rus yahudisi bir aile. Bu bilgi kafanızda Türk insanı olarak neyi çağrıştırır; kesin bunların güzel bir kızı vardır, ben de bu yaşta, kendimi sürekli cinsel olarak kanıtlamak zorunluluğunda olan bir millete mensup bir erkek olarak bu ‘nimetten’ yararlanırım. Ama öyle olmayacak. Aslında bunların simsiyah neredeyse beline kadar inen saçlara sahip, yeşil gözlü, böyle dudakları ince uzun, eli yüzü düzgün bir kızları var. Kız beni görünce gülüp el bile salladı, sonra da kız Türkçe bilmediği için yalnızlık çekiyormuş, ne güzel konuşabileceğim, akşam canım sıkılınca yanına kaçabileceğim bir arkadaşım olacak geyiğine bile girdi ama yani, o kadarla kalmalı sınırımız. Çünkü hep işyerine veya sınıfa yeni gelen kızları kendilerine sunulmuş nimet gibi algılayan erkek sınıfından nefret ettim, şimdi ben de onlardan birisi olamam. Ayrıca da hatun sigara içiyor ki iğrenirim.
- Geçen gün hayatın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif bile edilemez olan realitelerinden birisiyle daha yüzleştim arkadaşlar. Olay basitçe şu; beni sürekli eken bir arkadaşım var tamam mı? Kıza ne yapsam, ne desem benimle kesinlikle buluşmuyor, zamanının olmadığını söylüyor, sanki boş zamanında dünyayı kurtarıyormuş gibi ayıracak 2 saatinin bile olmadığını söylüyor falan filan. Ben de bunu mantıklı görüp, uygun zamanı bekliyorum. Sonuçta insanoğlu meşgul olabilir, hepimizin işi gücü var değil mi? Sonra, bu kız bir yerde kumral, uzun boylu ve yakışıklı bir tip olduğunu iddia ettiği bir adamla tanışıyor ve çocukla tekrar buluşabilmek için resmen peşinden yardırıyor. Bu işte hayatın acıtan, kesin kaidelerinden birisi. Hayatta bir “kumralizasyon” gerçeği var. Sen ne olursan ol, mühim olan çekiciliğindir. Eğer istenilen bir metaysan; zaman mekan ya da insan hiçbir kuvvet karşında duramaz, o metaya ulaşmak isteyen insan her türlü engeli aşar, eveleyip gevelemeden hedefine ulaşır. Ancak, benim gibi çirkin bir metaysan sürekli bahaneler bulunulur, olsa da olur, olmasa da olura getirilir durum, aradaki bağlantı tam olarak kesilmez ama asla da güçlendirilmez, böyle serçe parmağa takılan yüzük gibi 'istemezük' gibi bir konumda bırakılır. Bence bu durum adil değil ama yapacak bir şey yok, alıştığım bir şey, yeni değil. Zaman zaman kendime dışarıdan bakmaya çalışıp, “bir insan neden benimle buluşmak istemez ki kardeşim” sorusunu kendime soruyorum ama cevabını hiç bulamıyorum. Söylemek istediğim, hayat havaalanlarına benzer. Siz o havaalanına taksiye, dolmuşa falan binerek ulaşabilirsiniz, orada bir sürü ülkeye giden bilet gişelerinin üstünde bekleyebilirsiniz ama iş ne zaman ki Portekiz’e veya İtalya’ya gitmeye gelir, bunu yapamazsınız. Hayatta gidebileceğiniz en iyi yer Girne’dir. Kapasiteniz buna izin verir. Kapasitenizin üzerine çıkmak isterseniz işte o zaman hayat karşınıza bir güvenlik görevlisi sıfatıyla çıkarak “Burası sana yasak birader” der. Bu durum için kimseyi suçlamıyorum, sonuçta o kız bu işin kurallarını benden daha iyi biliyor, böyle olması gerektiği için böyle olduğunu biliyor, net.
- Buluşma dedik devam edelim. Bu hafta aslında cidden doluyum, pek çok eski arkadaşımla buluşacağım, Türkiye’den, Yurtdışından, yakın arkadaşlarımdan pek çok kişiyle takılacağım, buluşacağım. Çok eğleneceğimizi varsayıyorum, ama şimdi de uygun kıyafet ayrımını yapmam lazım. Hani çok klas diyebileceğim 4 gömleğim var, o kadar da tişörtüm vardır, pantolonum az, ayakkabım az, neler yapacağım, nasıl kombinasyonlar uygulayarak, ne tür bir moda zevki yaratacağım kendime bilemiyorum. Feci yardıma ihtiyacım var.
- Blog egosu diye bir durum vardır hani , hepimizin aşağı yukarı kapıldığı boktan bir ambiyanstır. Buralarda yazılar yazıyoruz, götümüz kalkıyor ya, üzerimize yazdığımız yazıların kırıntıları falan bulaşıyor, dışarı çıktığımızda da normal hayatımızda da ona göre bir düzlemde davranmaya çalışıyor, bu da bizi sevimsiz yapıyor ya, bundan kurtuluşun bir yolu var mı? Kendimi bıraktım, bende de oluyor da, çok popüler olarak bildiğimiz yazarlar böyle olmamaktan kendilerini nasıl kurtarıyorlar acaba? Dışarıda bir hiç olup, içeride çok şey olmanın kafa karışıklığını nasıl atlatıyorlar ki? Pek çoğu yakın zamanda görebildiğim kadarıyla atlatamamış. Kendilerine has tasarımlarıyla, oluşturdukları yazı tarzlarıyla, her yazısına yorum yapan “Her gün seni açıyorum, okuyorum, gülüyorum, keyfim yerine geliyor” veya “Bence sen hayatın gerçeklerini yazıyorsun, bir kadın olarak bunları yazman çok cesurca” tipinde tapınanlarıyla ve adsızlarla yaptıkları “Beğenmiyorsan kapat kardeşim” yakarışlarıyla sahip oldukları o muhteşem ego, dışarıya çıktıklarında nasıl bir yerde patlayamıyor çok şaşırıyorum. Bence bu iş yakında birisini öldürebilir. Ciddi söylüyorum.
- Blog evreninin gerillaları “Adsız” denilen tiplerdir. Millet yakında üstünde Adsız yazan, tipin tekinin puro içtiği tişörtler giymeye başlar.
- Gençler bana yazın dinlemek için şarkı önerin ya, ipod var, şarkı yok. Tarz olarak filarmoni orkestralarını severim, caz severim, soft rock severim, Türkçe pop severim, rap, hip hop sevmem, türkü severim. Böyle.
- Hidayet’i ilgiyle takip ediyorum, bakalım ne yapacak.
- Michael Jackson öldü. Hakkında bir yazı yazacağım yakında ama gerçekten feci üzüldüm ya, yalnız biz de öldüğümüz zaman öbür dünyada baya sağlam bir müzisyen ortamı olacak, tüm baba isimler bir bir ölüyor zira.
- İnsanın sevgilisinin giydiği ayakkabıyı saatlerce koklamak istemesi ve bundan zevk alması manyakça mı?
- Dün birisinden mail aldım, aniden, apansızın. İlk başta ismini tanıyamadığım için günde 5 kere gelen parfüm olaylarından birisi sandım değilmiş. Maili okuyunca gerçekten üzüldüm ve anladım ki ben iyi yazamıyorum, şu ana kadar hiçbir dergiden teklif falan almadım, yarışmalara öykü gönderen bir tip değilim ama liseden beri bir yarışma kazanamadım, hani insanın hayatını üzerine kurduğu bir şeyi aslında boktan yaptığını keşfetmesi çok adice değil mi? Ben şimdi ne yapacağım peki?
- Yarın yeni laptop alıyorum. Artık takılmadan, annem aniden odaya girdiğinde bekletmeden çat diye kapatma fırsatımın olacağı erotik filmler izleyeceğim ki ben sanırım o şekilde anaya babaya yakalanma konusunda dünyada baya iyi bir yerdeyim.
- Starbucks fobisi var bende abi ya, acayip tırsıyorum. Ne bileyim içindeki hava falan çok itici. Ayrıca ne isteyeceğimi de bilmiyorum, istesem bile zaten telaffuz edene kadar anam ağlıyor. Birisinin yanında staj görmeliyim bu konuda.
- Tunalı'da her kızın üstünde tek parça, çiçek desenli elbise var. Anladık güzel de, biraz yaratıcı olun tatlılarım.
- Bir öykü yazacaktım, sonunu getiremedim, bunu yazdım. İdare edin. Lütfen.
Hoşça kalın.
9 Fikir beyanı:
sen zeki bir çocuksun.
beyinsiz kızlarla uğraşmamalısın zaten. bırak başkalarının peşinden koşsunlar.
şarkı önermemizi istemişsin:
ezginin günlüğü-sigaamın dumanına sarsam,kazım koyuncu-hoşçakal,zara-değmen benim gamlı yaslı gönlüme(adı böyleydi galiba)ayna-severek ayrılanlar,yine aynadan ay değil mevsim değil ve adı sen unutma beni...böyle uzar gider bu liste
iyi dinlemeler(tabi dinlersen):)
Türkü severim demişsin. O zaman sana "Kardeş Türküler"in bütün albümlerini öneriyorum. Ama türküler hakkında, daha doğrusu grup hakkında kesin yargıya varmadan önce birkaç kere dinlemeni tavsiye ederim.
Bir kaç şarkı önereyim istedim eğer bir adsız gerilla olduğumu düşünmezsen eğer;)Breaking Benjamin'den The diary of Jane ve so cold,Lifehouse'dan;everything ve blind,Tantrick'den mourning.Buda tarzın olmaya bilir ama film müziği , Korkak ford'un jessie james suikasti filminin Nick Cave imzalı müziklerinden;last ride back to kc,song for jessie.Bu son iki şarkı hipnotize ediyor uyarayım.İdare edin lütfen demişsin ama artık sen bizi idare et lütfen.Soluksuz okumaya devam ediyoruz efenim;)
Önerdiğiniz müzikleri değelendireceğim, bakalım neler çıkacak heyecanlıyım, içim kıpır kıpır.
Nick Cave ise candır, severiz, sayarız üstat :)
Merhaba,
Dinleme listesine benim de katkım olsun: Hüseyin ve Ali Rıza Albayrak'ın Şah Hatayi Deyişleri ve Cem Adrian'ın Seçkiler albümünü dinlemeni öneririm.
merhaba MİRAÇ seni okumayı özledim...
mobb deep dinle hacı sen. bi de redd'in son albümü. şimdi "bırakın x'i y'yi" diycem, sonra "sence-bence" tartışması çıkacak.
1- şarkı istiyosan benim blogda ruh besleme servisi adı altında 72 sarkılık bir liste var. begendigin olursa indirirsin ya da yollarım.
2- fakültemin alt katında kantin niyetine starbucks var. 3 kurda starbucksa alıştırırım yalnız epey sacher(zaher) ve karamelli cafelatte'ni götürürüm.
Yorum Gönder